SİYAHALTIN SOLUCAN HUMUSU RÖPORTAJI – II

23 Haziran 2012
11.935 kez görüntülendi

SİYAHALTIN SOLUCAN HUMUSU RÖPORTAJI – II

Röportajın başına dönmek için tıklayınız…

 

S. GÖNEN      :     Her şeye rağmen solucan gübresi ve vermikültür Türkiye’de yeni sayılır. Peki, biraz da Bulgaristan’daki durumunda bahsedebilir miyiz?

M. H. CAN    :     Bulgaristan’da bu işi ilk başlatan Georgi Krumov Tençev diye bir adamdır. Bu adam komünizm döneminde Makedonya’daki bir gezisi sırasında bu işin yaygın olarak yapıldığını görüyor ve komünist partiye giderek diyor ki, bu işi Bulgaristan’da da yapılım. Fakat komünist ülkeler arasında para alışverişi fazla yok. O halde solucanı nasıl getirecek? Solucanı ödünç alıyorlar. Diyelim ki o günkü rakamlarla 100 bin tane veya 500 bin tane solucan alıyorlar ve bir sonraki sene iade etmek kaydıyla ödünç alıyorlar. Öyle ki, solucana değer biçilemiyor. İşte Bulgaristan’da solucan ve gübre üretimi bu şekilde başlıyor. Fakat bizim ülkemizde solucanın canlı olarak yurda girişi yasak. Dışkısını getirtebiliyoruz ama canlı olarak ithali yasak.  Canlı oluşundan veya yaşadığı ortamdan ötürü bir gümrük tarife mevzuatı yok. İşte komünizm döneminde de buna benzer bir olay çıkmış ama biraz daha farklı. Onlar parasal değer biçememişler.

Daha sonra Bulgaristan’ın Dobriç (Dobrich) şehrinde, Saçko Kolev – RAZUM OOD firması bu işi devam ettirmiş. Şu anda binlerce üretici var ama o zaman sayıları parmakla sayılacak kadar azdı bu üreticilerin. Örneğin, şu anda soyadlarını hatırlayamıyorum, Kırcalı Dimitri Dimitrov diye bir adam vardı. Krasen’de Laçev diye bir adam vardı, Siliven’de Nedelçev diye bir adam vardı. Bunların hepsi ben Türkiye’ye onlardan solucan satın alıp getirteceğin ve para kazanacaklar diye beni çok seviyorlardı fakat sonradan ben onlardan solucan alıp da buraya getirtemeyince şimdi beni (SG: gülümseyerek) sevmiyor olabilirler. O zamanlar Bulgaristan’da solucan oldukça fazla çoğaldığı için hepsi beni çok seviyorlardı.

S. GÖNEN        :     Peki genel anlamda Bulgaristan’da solucanlara ve gübresine bakış nasıldır?

M. H. CAN       :     Bulgarlar bu işe kumbara olarak bakarlar.

S. GÖNEN        :     Kumbara?

M. H. CAN      :     Evet, yani köylünün kumbarası derler solucan işine. Köylü gübresini alır, bizim de yaptığımız gibi kuyu sistemleri vardır ve oraya taze taze biriktirirler, bizde olduğu gibi bekletmezler. Bu gübrenin içine çok az miktarda solucan bırakırlar. Biz örneğin metrekare’ye 1500-2500 tane bırakıyoruz, onlar 50 tane bırakıyorlar. Zaten orada fiyatlar da çok ucuzdur. Daha sonra bütün gübresini bu yığının üzerine nizami bir şekilde yayarlar. Yani 45-50 cm’yi geçmez yığın. Aynen bizim eskiden köylülerimizin yaptığı gibi. Nedir, Doğu Anadolu’da veya Güneydoğu Anadolu’da bazı yerlerde hâlâ o kültür devam ediyor. Tezek yaparlar örneğin, bizdeki tek fark üstüne basarlar sıkışık olsun diye. Bulgarlar ise en alt tabakadaki solucanlı gübrenin üstüne nizami olarak gübreyi sererler ve hiç ilgilenmezler, kendi halinde bırakırlar yağmura kara. O kumbara orada çoğalır. Gübre hazır olduğunda ise onu ayıklar ve yeni kumbaralar oluşturur, ürünü de götürür satar. Her köyde de mutlaka bir tane yapan vardır.

S. GÖNEN        :     Ne güzel! Solucan gübresinin bu kadar yaygınlaşması ve neredeyse köylünün günlük hayatının parçası olması…

M. H. CAN       :     Şu anda bu durumdalar. Bizim ülkemizde de, her köyde en az bir kişini bunu yapması lazım. O köyün ihtiyacını karşılar. Aslında köylünün hepsinin bunu yapması lazım… Çok büyük bir masrafa girmeyecek. Metrekareye 50 veya 100 tane olacak şekilde solucanı koysa ve gübresini de getirip düzenli bir şekilde onun üzerine dökse, işçilik de yok…

S. GÖNEN        :     Zaten normal gübresini de götürüp tarlarının kenarına döküyor…

M. H. CAN     :     Evet, döküyor, tek farkı bu gübresini değeri yarı yarıya daha yüksek ve kendi bahçesinde işe devam ediyor olacak.

Mehmet bey ve şirketin diğer ortakları

Havuzdaki malzeme yığınla solucan dolu.

S. GÖNEN        :     Peki Bulgaristan’da devletin solucan gübresi konusundaki desteği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

M. H. CAN     :     Bulgaristan ekonomisi çok güçlü olan bir ülke değil. Devletin doğrudan destekleyecek bir gücü yok fakat işte bize Avrupa Birliğinin kırsal kalınmayı yatırımlarını destekleme programı var, asıl adı SAPART olan Bulgarlarda da bunun adı SAPART’tır ve onlar da bu programdan yararlanıyorlar. Bizim paramızla yaklaşık 50 bin lira alıyorlar ve Bulgaristan’da hemen her köyde en az iki kişi bundan yararlanıyor. Bunun 25 bini hibe 25 bini de geri ödemelidir. Bu para peşin veriliyor, ancak bu bizde daha farklı uygulanıyor; yine 50 bin lira veriliyor fakat yap, ondan sonra gel parayı al bizden diyorlar. Bizde tam tersi yani… Adam 50 bin lirayı önce harcıyor sonra gidip parayı alıyor. Aradaki fark bu…

 S. GÖNEN       :     Bizde Bulgaristan’ın organik tarıma çok fazla önem verdiği, topraklarında büyük oranda organik tarım yapıldığı ve topraktaki organik madde zenginliğinin yüksek olduğuna dair bir algı var. Köylünün kendisi de kendi gübresini üretip satabiliyorlar. Peki, ticari boyutta halkın solucan gübresine olan talebi ne boyuttadır.

M. H. CAN       :     Halkın talebi yok gibi bir şey! Niye diyeceksiniz! Zaten Bulgaristan’ın 70%’inden fazlası beyaz bayraklı bölge, yani organiktir. Ormanla, ağaçla vb ile kaplı bölgelerdir. İşin aslı Komünistler işi sıkı tutmuş. Komünistler hayvan gübresinin 100 gramını ziyan etmemişler. O dönem komünist yönetim biçiminde hayvansal atıklar olsun, diğer atık türleri olsun kompoze gübre olarak tarlalara atılmış. Solucanlar o zaman kullanılmamış ama özel olarak bu gübreyi tarlalara savurucu makineler yapılmış. Makineler şu anda atıl. Bulgarlar bizim kooperatif gibi yapılarımıza Tekeze diyorlar, o tekezelerin hepsinde en 2-3 tane bu makinelerden vardır. Yani bugün bir çiftçi gitse oraya o makineyi 1000 dolara alabilir. Ancak o makineyi Türkiye’de yaptırmaya kalksanız 30-35 bin dolara mal olur. Çünkü daha sonrada o sıkıyönetim dönemi kalkınca vatandaş da makineleri orada bıraktı. Onlarda yavaş yavaş artık kimyasala dönmeye başladı.

 Deneme ekimi olarak yetiştirilen soğan bitkisi

S. GÖNEN        :     Yani yönetim değişikliği sonrası tarım alanında da yapısal değişiklikler olmaya başladı.

M. H. CAN       :     Evet, işte bu demokrasinin verdiği serbestlik falan orada da artık hissediliyor. Bazen de böyle çok fazla hür olmak işe yaramayabiliyor. Bazı şeyler de bir şekilde dengeyi de korumak lazım. Örneğin bugün seninle birlikte gezdik, adam ayçiçeğini komple sökmüş, neden? Çünkü yan tarafta tarlasına buğday ot ilacı attı ve rüzgâr götürüp diğerinin ayçiçeğini mahvetti. Yarın öbür gün de ayçiçeğine atılacak olan ilaç buğdayı etkileyecek. Bizim Kanola tarlasının da yan tarafını etkilemişti örneğin. Yani bazı şeylerde de katı bir rejim olması gerekiyor. Özellikle tarımda rejimin katı olması gerekiyor. Böylesine bir serbestlik olmaması gerekir. Şimdi yine de bu iş Bulgar’da daha düzenli, çünkü onlarda 100 veya 200 dönümlük arazi bulamazsınız. Tam bilemiyorum, 2000 veya 5000 dönüm gibi büyük parseller var. Adam bir ekiyor 5000 dönüm ayçiçeği. 200 dönümlük tarlalar çok azdır. Bu da ürünün etkilenmesini azaltıyor.

S. GÖNEN        :     Bizde de yeni yasalar çıkıyor ama…

M. H. CAN   :     Birleştirmek için teşvikler, şunlar bunlar çıkıyor ama ne zaman biter nasıl o da tartışılır tabi.

S. GÖNEN     :  Üretimde hangi tür solucanlar kullanıyorsunuz? Biraz besleme yönteminden, ne tür yem verdiğinizden de bahsedebilir misiniz?

M. H. CAN       :     Şu anda elimizde safkan Eisenia Foetida ve Eisenia Andrei türleri var. Foetida türü kısmen diğer türlerle çiftleşiyor ama Andrei türü çiftleşmiyor. Bu türleri biz korumaya çalışıyoruz. Gübre üretimi sisteminiz ise kuyu sistemidir…

S. GÖNEN        :     Yani diğer adıyla Havuz sistemi.

M. H. CAN     :     Evet havuz sistemi. Bu sistem beton, asfalt veya toprak alan üzerinde kurulabiliyor. Ben toprak alan üzerinde olanı tercih ediyorum. Çünkü toprağın suyu emme imkânı var. Ancak asfalt veya beton üzerinde göllenme olmaması için meyil olması gerekir. Besin olarak da, bölgemizde sıkıntısı yok; ahır gübresi bolca bulunmaktadır. Zaten bizim isteğimiz dışında onlarca hatta yüzerce insan şehir dışından gelip burada saman balyaları yapıyorlar. Daha sonra herhangi bir nedenle bu balyaları götürmüyor ve burada kalıyor. Bu nedenle bizde malzeme sıkıntısı yoktur. Anadolu için bir şey diyemem ama Trakya’da böyle bir sıkıntı yoktur.

 Bitmiş ürünü hasat etmek için kullanılan el yapımı elek

S. GÖNEN        :     İçerik olarak neler veriyorsunuz?

M. H. CAN     :     Ahır gübresi, kaya tozu, fosfor kayası tozu, ince ağaç talaşı, toprak ve çürümüş saman kullanıyoruz. Bunların dışlında bir malzeme kullanmıyoruz. Çünkü en kaliteli üzün ahır gübresinden elde ediliyor ve kaliteli bir solucan gübresi tam bir yılda oluşan gübredir. Bana göre altı ayda solucan boşaltıp, eleyip elde edilen gübre kaliteli bir sonuç vermez.

S. GÖNEN        :     Kaya tozu ve fosfor kayası tozu kullanımındaki amaç nedir?

M. H. CAN       :     Bitkinin ihtiyaç duyduğu NPK’yı dengelemek amacıyla fosfor eksini tamamlamak için kullanılıyor. Tabi bu amaçla başka tür malzemeler de kullanılabilir. Fosfor ihtiva eden her türlü malzeme kullanılabilir. Kaya tozunu da daha çok solucanın taşlığı, yani sindirim sistemi için kullanıyoruz. Bu arada bitkinin ihtiyacına göre gereken başka bir malzeme varsa, örneğin diyelim ki Nevşehir bölgesinde nişastalı patates üretimi yapıyorlar ya da Giresun’da fındık yetiştiriyorlar, neye ihtiyaç olabilir, Kalsiyum, Potasyum vs. Gübredeki bu malzemeleri tamamlamak için farklı organik kökenli maddeler kullanılabilir. Bizim şu anda bölgemizde daha çok köklü ayçiçeği gibi bitkiler üretildiği için hayvansal gübre ağırlıklı çalışıyoruz. Çünkü hayvansal gübre güçlü kök sistemi gelişimini sağlıyor. Fakat diyelim ki bir seracı arar ve ben falanca bitki yetiştireceğim gübre içinde ihtiyaç duyduğum maddeler şunlar derse, biz bu maddelerin hangi organik atıkta olduğu araştıracağız ve onu kullanacağız.

S. GÖNEN       :     Türkiye’de büyük bir hızla gelişmekte olan solucan gübresi sektörü içinde, gerek bu işe yeni başlayacak olanlar gerekse de evsel boyutta üretmek isteyenler için ya da genel olarak tüketici için pazarlama stratejilerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

M. H. CAN       :     Bizden ürün almak isteyen tüketicilerin bizlere en az on önce talebini bizlere iletmesi gerekiyor. Bu on günlük süre zarfında şunları yapıyoruz: metrekareye bırakacağı sayıya göre solucan ve malzeme hazırlıyoruz. Ambalaj olarak da Türkiye’nin öteki ucuna dahi rahatlıkla gidecek şekilde güvenli bir sistemimiz var. Yolda herhangi bir şekilde hasar görmeyecek şekilde bir solucanlar ve malzeme hazırlanıyor ve paketleniyor. Gübrenin pazarlanma ve ambalajlanması sürecimiz ise henüz tamamlanmamıştır. Çünkü şu an henüz kendi çalışmalarımız için üretim yapmaktayız. Şu anda henüz ürün satışı yok sadece yakın çevreye deneme amaçlı dağıtımımız oluyor.

S. GÖNEN      :     Kendi bölgenizde ürününüzü kullananlar ve elde ettikleri sonuçlar bakımından biraz bilgi verebilir misiniz bize.

M. H. CAN     :     Şu anda sonuçlar hakkında pek bir şey söyleyemeyeceğim. Çünkü geniş çaplı olarak şu ana kadar sadece kendi tarlamızda sıvı gübre olarak kullandık. Bu denemede belirgin bir erkencilik oldu.  3 Nisan’da Kanolalar çiçek açtı ve 8 Nisan’da da videoya çektim.

S. GÖNEN        :     Normalde ne zaman çiçeklenme oluyordu?

M. H. CAN      :     Yaklaşık olarak 15-16 Nisan’da. Yani yaklaşık 12-13 gün erken çiçek açtı. Bir de buğdayda kullanıldı ve onda da belirgin yetişme farklılığı oldu. Yine onun da videosunu çekip internete ekledik. Elma veya değişik meyve bahçesi olanlara verdik ve onlara aynı zamanda sıvı gübrenin nasıl yapıldığını öğrettik ama henüz ilk sonuçları almadık. Bunun dışında Kahramanmaraş ve Kayseri’de bazı arkadaşlara verdik. Bunların sonuçlarını ancak hasat döneminde almaya başlayacağız. Tabi Bulgaristan için sorarsanız birçok örnek vermek mümkün ama Türkiye için henüz sonuçları yavaş yavaş elde ediyoruz. Türkiye’de Tarımsal araştırma enstitüleri bu konu ile ilgili deneyler yapsın diye çok uğraştım ama bir türlü bürokrasiyi aşamadım

Ama Bulgaristan’da tarımsal araştırma enstitüleri bu konuda gönüllü olarak yardımcı oluyorlar alın işte size bir örnek vereyim (ekte)

S. GÖNEN        :     Elbette, karşılaştırma olabilmesi açısından Bulgaristan’daki sonuçlardan da bahsedebilirsiniz.  

M. H. CAN    :     Size şöyle örnek vereyim, aynı domates fidelerine aynı zaman içerisinde, kimyasal gübre kompoze hayvan gübresi ve 30%, 40% ve %50 solucan gübresi olmak üzere karıştırarak kullandık. Bu denemenin sonuçlarını, fidelerin belirli aralıklarla çekilmiş resimlerini size verebilirim. Boyda ve renkte olsun belirgin farklılıklar var. Ayrıca Bulgar üniversitelerine sorduğunuz zaman size her türlü cevabı verebilirler. İşte solucan gübresinin etkileri şunlardır, şu kadar nişasta oranını arttırır, şu kadar glüteni ve proteini arttırır falan. Fakat bizim üniversitelerimize sorduğunuz zaman bu cevabı alamazsın. Benim takip edebildiğim kadarıyla Tokat’ta Gaziosmanpaşa Üniversitesinde bir hoca var bir de Uğur Tutar Bey var, o da daha yeni doktora hazırladı bu konuda. Başka da kimse yok. Ancak hangi Bulgar üniversitesine başvuracak olursanız olsun mutlaka solucan gübresi ile ilgili bir çalışması vardır.

Saman balyaları kışın soğuk havalarda yazın da sıcak havalarda sera iç mekanını korumak için kullanılıyor.

Devam etmek için tıklayınız…

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


*

Yukarı Çık Yandex.Metrica