SİYAHALTIN SOLUCAN HUMUSU RÖPORTAJI – IV

23 Haziran 2012
4.982 kez görüntülendi

SİYAHALTIN SOLUCAN HUMUSU RÖPORTAJI – IV

Röportajın başına dönmek için tıklayınız…

S. GÖNEN        :     Sizin mantar üretiminde solucan gübresi kullanımına dair bir tecrübeniz ve deneyiminiz var mıdır?  

M. H. CAN       :     Ben mantar üretiminde şu şekilde denedim, eğer mantarın örtü toprağına solucan gübresi karıştırırsak çok pahalıya gelir. Çünkü üretici zaten mantar kompostunu hazır alıyor, bu yüksek bir maliyettir. Ayrıca örtü toprağı da kendi başına bir yüksek maliyettir, hatta örtü toprağı komposttan daha pahalıdır. Kalkıp birde tonu 2000 veya 1500 liradan solucan gübresi almaya kalkarsa o işin içersinden çıkamaz. Benim şöyle bir çalışmam oldu: Şimdi bizdeki torf kaynaklarını tükettiler. İşte Yeniçağ olsun Gavurdağı olsun… Kaynaklar tükendi. Oysa Bulgaristan’da torf çıkarmak yasaktır. Bu nedenle Bulgaristan’da mantar üretiminde örtü toprağı kullanmıyorduk. Bulgaristan’da Bogdan Bogdanov adlı bir adam vardı, şimdi yaşıyor mu bilmiyorum, biz oldukça samimiydik ve bana patentini vermeyi teklif etmişti. Kendisi artık geçimini temin edemez duruma gelmişti, “sen bir devlet dairesine gittiğin zaman işlerini hemen bitirip çıkıyorsun, atılgansın ama bizim bir Bulgar gittiği zaman iki saatte işini bitiremiyor, benim işimi ancak sen halledebilirsin” demişti. Bogdan Bogdanov 70’li yılların sonuna doğru yüksek ısıda yanan linyit kömürünün tozundan bitki üretebilir miyiz, diye bir çalışma yapıyor. Bitkiyi üretiyor fakat bitkiler meyve vermiyor. Ancak Bogdanov işin peşini bırakmıyor. Bu kömür tozunu mantarda deneyelim diyor, çünkü komünizm döneminde Bulgaristan bütün doğru bloğunun mantar ihtiyacını karşılayacak durumda. Bu da tabi çok büyük bir örtü toprağı demektir. Aslında hemen yanmış kömür tozu demeyelim de, onun bir işleme süreci var, işte kristalize olmuş kömür tozu diyebiliriz, bunu kültür mantarında kullanıyor ve tertemiz, çok kaliteli bir sonuç alıyor. Toprağın yapışkanlık özelliği olmadığı için mantarlar pırıl pırıl çıkıyor. Bunun üzerine patentini alıyor. Bunun üzerine o dönem ağalar, paşalar gibi yaşıyor fakat komünizm yıkıldıktan sonra bizim Bogdan Bogdanov’un patenti de bir işe yaramıyor. İşte o dönem bana patentini vermeyi teklif etti. Şimdi biz Bulgaristan’da kömür tozunu kullandığımız için benim burada solucan gübresini kullanmak hiç aklıma gelmedi. Ancak biz bunu Aytaç’ta solucan gübresini sıvı gübre olarak, çay yapıp kullanmak konusunda bir deneme şansım oldu. İnanın verimde ve kalitede inanılmaz bir artış oldu.

S. GÖNEN        :     Vermikompost çayı olarak mı kullandınız?

M. H. CAN       :     Evet, sulamaya suyuna vermikompost çayını katarak kullandım. Şimdi mantarcıların şöyle bir problemi var, ilk bir ki hasattan sonra kompostta sineklenme oluşmaya başlıyor. Şimdi vermikompost çayı kullanımı hem verim ve kalite artışı sağladı, hem de sinek kovucu etki gösterdi. Vermikompost çayının değdiği yerde sinek oluşmuyor. Mantar sulama suyunu emerek büyüyor, siz çayı sulama suyuna kattığınız zaman hem mantara ekstra besin de vermiş oluyorsunuz, hem mantarlar daha tok oluyor ve hem de kalite artıyor.

S. GÖNEN        :     Tabi raf ömrü de uzamış oluyor.

M. H. CAN       :     Evet, raf ömrü de uzuyor. Örneğin bir kasa normalde 10 kg mantar alıyorsa bu yöntemle 13 kg’a kadar çıkabiliyor. Yani ağırlık açısından 30% artış sağlanabiliyor. Duvara vurduğunuz zaman parça parça olur. Bazı mantarla da duvara vurduğunuz zaman top gibi yere düşer. (Bulgaristan’da sebze borsasında benim ürettiğim mantar farkından dolayı GABİTURKO diye adlandırılırdı)

S. GÖNEN        :     Duvara vurduğunuza zaman parçalanan mı daha iyi olduğunu gösteriyor?

M. H. CAN       :     Evet, parçalanan daha iyidir.

S. GÖNEN        :     Solucan gübresi üretimiyle gerek ticari boyutta, gerekse de hobi amaçlı olarak ilgilenen veya ilgilenmeyi düşünenler için neler söyleyebilirsiniz?

M. H. CAN       :     Benimle irtibata geren herkese, benimle iş yapsın yapmasın, bildiğim her şeyi aktarırım. Çünkü ben bu ülkenin şu kimyasallardan kurulmasını istiyorum. Kim bilir belki yarına çıkar mıyız çıkmaz mıyız? Bu nedenle birileri bilgilensin istiyorum. Benimle irtibata geçen herkese ben bildiğim tüm bilgileri aktarırım. Ancak insanlarda da merak ve ilgi olmalı. Mesela garip bir şekilde Trakya köylüsü hiç gelip bu konuda soru sormaz. Üretim için öyle pahalı sistemlere de gerek yoktur. Mesela bizim yöntemimiz olan kuyu veya havuz sistemi gibi bir başlangıç dahi yeterlidir. Bunun yanı sıra gübrenin nemine dikkat edilmesi çok önemlidir(%65-75). Nem ne kadar yüksek olursa gübre o kadar kaliteli olacaktır. Bu konuda Türkiye’de yapılan bir yanlışa da değinmek istiyorum. Gübre tonla satılıyor. Gübre tonla satılmaz, dünyanın her yerinde olduğu gibi litreyle satılır. O zaman istediğin kadar nemini arttır.

S. GÖNEN        :     Yurtdışında solucan gübresi üreticilerinin üniversitelerle ortak çalışmalar yaptıklarını görüyoruz. Üniversite akademisyenleri solucan gübresi firmasının gübre e finansman desteğiyle araştırmalarını yürütüyorlar. Siz de Türkiye’de üniversite ile üretici arası bu tür bir koordinasyonun kurulabilmesi için böyle bir yapılanma düşünüyor musunuz? Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Kanola bitkisinde kullanılan solucan gübresi: Mehmet bey Türkiye’de en erken hasat edilen kanola bitkisi olduğunu söylüyor.

M. H. CAN       :     Çok iyi bir şey olur ama nasıl yapacağız? Şu anda Edirne’de sadece biyoloji bölümü var. Ziraat bölümü yok. Ben biyoloji bölümüne gittim, ama o ona, o da diğerine gönderip durdular beni. Sonunda dediler ki, “biz bir adam gönderdik Amerika’ya, 7 senedir orada. O bu işlerle ilgileniyor” ve topu ona attılar”. Geçen gün de Tekirdağ ziraat fakültesinden birileri geldi, görüştük ve biz sizi arayacağız, mutlaka ortak bir çalışma yapalım. Biz sizi arayacağız, dediler. Ben de size gübre desteği veririm, dedim. Halen arayacaklar. Ancak şu olabilir, belki Tarım Bakanlığından bir amca, dayı bulursak bu araştırma enstitüleriyle bir ortak çalışma yapabiliriz, bunun da faydası olur.

S. GÖNEN        :     Bu pek de kolay görünmüyor ama. Ben Toprak Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araştırma Enstitüsü’nü bir ziyaretimde, uzman olduğunu belirten bir kişinin verdiği cevap karşılığında şaşırmıştım. Bu uzman kişi, herhangi bir organik atığın inek, at, eşek, insan veya solucanın bağırsağından geçmesiyle artı bir değer kazanamayacağını belirtmişti. Bunu neye dayanarak söylediğini, üniversitelerin yaptıkları araştırmaları nasıl açıklayacağını sorduğumda ise, “parayı bastıran araştırma yaptırır” cevabını vermişti. İşte bu kadar basit… Sanki biraz da uzman denilen kişilerin ehliyetlerini de sorgulamak lazım. Sizce bu tür özel araştırma birlikleri kurulabilir mi? Örneğin en azından solucan gübresi üzerine?

M. H. CAN       :     Şimdi biz Türkiye’de yeniyiz. Aslında solucan gübresi üreticileri adı altında bir birlik kurulursa iyi olur. Diyelim ki bir tanıtım yapılacak, herkes elini taşın altına koyar ve tanıtım yapılır. Fakat şu anda mantar üreticileri bile yirmi yılda zor organize oldular zannediyoruz ama hala olamadılar.. Türkiye’de bu tür şeyler de biraz zor oluyor ama inşallah olur. Mesela şöyle bir şey yağılabilir, Avrupa Birliği’ne bağlı sertifikasyon kuruluşlarına müracaat edilir ve ortaya bir standardizasyon çıkartılır. Yoksa herkes kafasına göre iş yapıp, bir gübre üretip işte bu solucan gübresidir diye ve kafasına göre fahiş bir fiyatla piyasaya sürerse, bu iş baştan yürümez. Daha çok solucan ve daha çok gübre mantığı değil de, daha kaliteli gübre mantığı olursa daha iyi olur. Bir de Bulgaristan’daki üniversitelere gittiğiniz zaman adamlar gübre analizi yaptıklarında içinde kimyasal veya kimyasal olmayan tüm maddelerin analizi yapıyorlar. Bir ambalaj ürününün arkası baştan aşağıya analiz sonucu oluyor. Oysa bizde 4-5 madde olarak analiz sonucu çıkıyor. Bizimkiler işini iş olarak değil ticaret olarak yapıyorlar.

S. GÖNEN        :     Sizce solucan gübresinin diğer gübrelerden farkı nedir? Solucan gübresi toprağa veya bitkiye ne katıyor?

M. H. CAN       :     Araştırmaya başladığım zaman bana ilk söylenen şey, solucanların ağır metalleri sindirim sistemlerinde absorbe ettikleri oldu. Bir bitkinin kökleri 4 angström büyüklüğünde , fakat solucan ağır metalleri sindirim sisteminden geçirirken en az 12 angström büyüklüğüne erişecek şekilde absorbe ediyorlar.

S. GÖNEN        :     Böylece de bitkilerin kök sistemlerinde emilimi mümkün olmuyor.

M. H. CAN       :     Ağır metali yok etmiyor fakat absorbe ediyor. Bugün niçin o nükleer kazaların oldukları bölgeleri solucan gübresi ile temizleme çalışmaları gündem de? İşte bu nedenle… Ben bunu iddia etmiyorum ama araştırdığımda ulaştığım ve belgelenmiş bir bilgidir bu, Bulgarca metinleri var.

S. GÖNEN        :     Peki GDO ile ilgili bir bilgi var mı?

M. H. CAN       :     GDO’lu ürünlerle ilgili ise şöyle bir bilgi mevcut; hayvan GDO’lu bir yemle beslenip de dışkısını yaptığında, bu dışkı doğal olarak GDO içerecektir. Bu dışkı gübre olarak kullanıldığında GDO aynen bitkiye de geçiyor. Solucan özelliği ise, bu GDO’lu ürünleri sindirim sisteminden geçirirken zararlı olan her şeyi yok ediyor. Genetik yapıyı parçalıyor yani. Ben bu konularda yapılan araştırmaları hep söz olarak dinledim, yazılı olarak okuyacak kadar Bulgarcam yok. Ancak bu iddialar mutlaka dikkate alınmalıdır.

S. GÖNEN        :     Geleceğe yönelik planlarınız nelerdir?

M. H. CAN       :     Geleceğe yönelik planımız şudur: Şu anda bizim solucan problemimiz yoktur. İstediğimiz zaman istediğimiz kadar solucanı temin edebiliyoruz. Biz bir an önce ülkede solucan üreticileri oluşsun diye çalışıyoruz. Mesela geçen Rize’den geldiler, Çaykur’un bir organik çay projesi var, araştırıyorlar. Önemli olan bu ürünü almak isteyenin işini zorlaştırmamaktır. Ürünü onlara daha cazip rakamlarla vermektir. Bu iş ne kadar kolaylaşır ve yaygınlaşırsa pazarı da o kadar çabuk büyür. Yeter ki kaliteden vazgeçilmesin. Solucan gübresi üreticisinin artması gerekir. Biz mümkün olduğunca bir birlik olarak örgütlenip yayılmalıyız. Mesela diğer solucan gübresi üreticisinin Kardeş Çiftlikler projesi çok güzel bir şey. Saçko Kolev’in, Bulgaristan’daki üretici firma Razum OOD’nin sahibi, tesis kurmadığı köy kalmadı. Adamın parası yoksa solucan veriyor, üret ve gübresini bana getir, solucanlar da senin olsun, diyor.

S. GÖNEN        :     Solucan gübresi üreticileri hızla artmakta. Gerek kullanılan teknikler gerekse de kullanılan hammadde içeriği olarak farklı üreticiler farklı ürünler elde edebilmekte. Bir üreticinin hatalı üretimi tüketicinin gözünde ürünün kalitesini düşürebilmektedir. Bunun önlenebilmesi için neler yapılabilir sizce?

M. H. CAN       :     Bir kere bu işte bir standardizasyon belirlenmelidir. Ayrıca mutlaka bir sertifikasyon kuruluşuna bağlı olarak yapılması gerekir. Zaten bir sertifikasyon kuruluşuna bağlı olmadan da yapamazsınız. Çünkü organik bir ürün üretiyorsunuz. Sadece üreticilerde değil, tüketicilerde de bu bilinci oluşturmak lazım. Burada benim tavsiyem kuru değil yaş gübrenin kullanılmasıdır. Bir de şundan kaçınmak lazım, bu gübrenin üretimi esnasında en temel girdi olarak hayvan gübresinin kullanılması şarttır, hayvan gübresinin olmaması ürün kalitesini etkiler.

S. GÖNEN        :     Zaman ayırdığınız ve sorularımı cevaplandırdığınız için teşekkür ederim Mehmet bey.

M. H. CAN       :     Ben teşekkür ederim.

Not:  Röportaj 06.05.2012 tarihinde Edirne’de yapılmıştır. Fotoğraflar ve metin kısmen veya tamamen izin alınmadan başka herhangi bir yerde yayınlanamaz. Önceden izin almak ve kaynak göstermek koşuluyla röportajın farklı kaynaklarda yayınlanmasına izin verilecektir. Her hakkı saklıdır.

SİYAHALTIN SOLUCAN HUMUSU RÖPORTAJI – IV Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


*

Yukarı Çık Yandex.Metrica